Pembeler içinde bir kır çiçeği gibi,
Esen rüzgarla salınırsın.
Saçlarından omuzlarına düşen,
Altın sarısın…
Eski ve güzel günleri anlatan,
O tanıdık yürüyüşün,
Ve olmadık anda gelen,
O bildik üşüyüşün…
Her bakışın ve duruşun,
Neler anlatır neler,
Bir yaprak dökümü,
Ve ardından baharı müjdeleyen,
Serin yeşil yapraklar…
Görmeyen gözler ne bilir?
Bir bilsen bu gözler,
Saçlarına baktıkça neler görür…
Aylık Arşiv: Haziran 2006 - Page 2
Saçlarından omuzlarına düşen altın sarısın
Tanımadığım bir yüze bir şiir dolusu söz…
Kardeşim, iyi ki varsın…
İkimiz farklı olmak için doğduk sanırım…
Ben uzun saçlı, geceleri yaşayan, yalnız bir bilgisayar dahisi; sen (gerçi senin de saçların uzun) kafelerin, diskoların bir numarası, sosyalist…
Uzun yıllar geçirdik seninle, bu sayfadaki herkesten daha uzun; tam tamına senin ömrün kadar. Küçükken evcilik oynardık köyde, bahçede çadır kurardık, saklambaç oynardık. Her zaman mızıkçıydın, hiç ebe olmadın. Meşhur kaybolmalarınla annemi çileden çıkarırdın. Senin şimdi mezun olduğun okula başladığım ilk gün(yıl 1992) bana senin kaybolma haberin ulaştığında hiç şaşırmamıştım. Annemin hışmından nasıl kurtuldun hala anlamış değilim. Ha bir de meşhur bayılmaların vardı. “Nurcan bayıldı” diye haber geldiğinde tepkilerim yine farklı olmazdı.
Anlıyor musun?
Ben bütün acılarımı bu odada yaşadım. Bu odada öldüm. Ve her gün bu odada ölmeye devam ediyorum… Neyi anlatıyorum, neler anlatıyorum, biliyor musun? Hadi ben anlatıyorum da bilmem sen anlıyor musun? O köşede, o kaldırım taşına sığınmış karanlık köşede öyle yalnız bir yalnızlığa ittin ki beni, belki sen de göremedin ardındaki uçurumu. Ya da ben öyle umuyorum. Göremedin değil mi o karanlık uçurumu? Hala insan kalmış yanların olmasını umuyorum, yaşadığını umuyorum, yaşamak için umuyorum ki yaşıyor muyum bilmiyorum ama en azından, umuyorum… Þimdi ben bu odada her gece olduğu gibi yine ölüyorum. Sabaha kadar öldükten sonra tekrar dirileceğim, sırf tekrar ölebilmek için… Bak ben hep anlatıyorum ama bilmem sen anlıyor musun?
Sonraki Sayfa »
Son Yorumlar