Yıllık Arşiv: 2008

son cümlem

her güzel şeyin bir sonu olduğu kadar; tükenmez sanılan acıların da bir sonu varmış.

yıllarca kaçtın benden ve ben de kurtulmak istedim senden; ama yapamadım. bir yol bulamadım seni beynimden atabilmek için. haykırmak istedim, haykıramadım. kısılıp kaldım etrafıma ördüğüm duvarların arasında. camlarını kırmak istedim nice sarı otobüsün, olmadı. büyülü kelimelerimle herkese anlattım kalbimi, sana anlatamadım. ya da belki ben öyle sandım. belki de hiç kimseye anlatamadım beni. sana dokunamadan, hayalinle yıllarım geçti. dostlarım ziyan olan ömrümü hatırlattı acımasızca. bir, iki çakıl taşı aldım yerden; boşluğa doğru fırlattım; kimselere çarpmadan yere düşüverdi. bir tane daha attım, bir tane daha ve bir tane daha… ama sen dönmedin.

soğuk, enseme değen bir kar tanesi gibi işlerdi içime. alnım huzursuz avucumun sıcak içinin korumasında. rüyalarımın baş rolü, hayallerimin kanatsız meleğiydin. o günkü gidişin olmasaydı, gördüğüm bunca kabus da olmazdı diye düşünürdüm. yıllar boyu ağlayarak uyanışlar, hak edilmemiş gözyaşları… yalnızlığımı gerçekten ben mi yarattım, o mu, yoksa sen mi hiçbir zaman bilemedim.

sonra bir gün hiç beklenmedik bir tesadüf oldu ve sen geldin bana. yıllarca hayalini kurduğum şey yıllar sonra, bambaşka bir yerde gerçekleşti. ama hayalimdeki gibi olmadı hiçbir şey. ulaşılmazlığının büyüsüymüş beynimi saran ve intikamın ateşiymiş içimdeki yangın. ulaşınca sana, anlayınca benim gibi etten kemikten olduğunu, kayboldu bütün büyü. iyi dileklerin söndürdü yangınımı. biliyorum aslında hiç istemedin bu büyünün kaybolmasını. beni yakarken, seni besliyordu yıllar boyu ilk günkü gibi yanan o ateş. ama nasıl oldu bilmiyorum, külleniverdim bir anda.

fırtına öncesi dingin bir deniz gibiyim şimdi. şafak söküyor usuldan. ne yana baksam ufku görebiliyorum. ve geldi artık senden gitme vakti. aşka veda zamanıdır bu. son cümlelerim bunlar sana… son cümlem…

mum ışığında gülümseyenlerden biri sen

o beşiktaş akşamından daha da serindi oturduğum bank. günün her anını yaşayan şehrin dört bir yanından havai fişekler yükseliyordu. boğazın sesini dinlerken bir yandan da insanları izliyordum. ne hayatlar yaşanıyor, niceleri o büyülü şehirde kesişiyordu. bir tesadüfler dizisinin ardından tanışmak üzere bekliyordum seni. ben elimde olmayan sebeplerle oradaydım, sense benimle tanışacağını bilmiyordun. bacaklarım soğuktan titrer gibiyken ve aynı anda yanıbaşımdaki çiftlere imrenerek bakarken telefonum çaldı. sen ya da arkadaşın değildi, tebrik etmek için arıyordu annem. serin bir rüzgar esti boğazdan. daha da titredi bacaklarım. umut doluydum o gece. kardeşim konuştu sonra dakikalarca. ama hala ses seda yoktu sizden. bilmiyorum siz ne yapıyordunuz o dakikalarda. beni beklettiğinizin farkında mıydınız? ya da benim ne hissettiğim konusunda ufacık bir fikir var mıydı zihninizde?

Sonraki Sayfa »

bensizvemutlukal.com

bugün daha bir yalnız mı hissediyorsun kendini? durma, sen de üye ol ve paylaş bizimle. unutma senin gibi hisseden binlercesi varsa, asla yalnız değilsin.


http://bensizvemutlukal.com

yıllar önce serin bir bahar akşamı yazmaya başladım “bensiz ve mutlu kal”ı.
bitmeyen kitabım, bir ömrün kitabı… paylaşmak istedim sonra.
istedim ki ben anlatayım, siz dinleyin. siz anlatın, ben dinleyeyim. biz anlatalım, biz dinleyelim.

bir ömürsün sen. bir ömrün kitabı… bitmeyeceksin. ve bir gün benimle öleceksin. her bir harfin sonsuzluğa dağılacak. oysa ben kelime kelime, hece hece biriktirdim seni. sahip olduğumu sandığım ama aslında olmadığım her şey gibi sen de terk edeceksin beni. beni üzüyorsun kitap, hem de çok… ama gel gör ki seni yazmadan edemiyorum. sana onu yazmadan edemiyorum. çünkü sevmeden edemiyorum kitap, sevmeden edemiyorum…

o, elini tutarken ben uzaktan seyrettim seni

mutsuzluğumu döktüm yazılarıma. budur dedim hüzün, acı çekmek budur. hiçbir şey değişmedi ama. göremedim dönüşünü. o, elini tutarken ben uzaktan seyrettim seni. ne kırabildim o sarı otobüsün camlarını, ne de durdurabildim o gri otobüsü. bırak seyredeyim seni, şarap kadehi beni benden alsın, parmaklarım teninde dolaşsın. ne kadar aciz, ne kadar zavallı, ne kadar da kaybedenim bu gece. her geceden daha öte… dökülen şarap kadehi o kurdeleli kağıdı kirletemiyor. sonsuza dek elin onunla. bense kaybedenim sonsuza dek. beceremiyorum hiçbir şeyi, yazmayı bile. en iyi yapabildiğim yazmak bile bu kadar… kelimelerim tanıdık, bildik, sıradan… acılarım da öyle… bırak seyredeyim seni uzaktan. tek yapabildiğim bu. güzel yüzünü seyredip, kokunu hayal etmek… bırak hüznüm arkadaş olsun bana, öylesine yalnızım ki. acıma bana ve sevme beni. ben hayalinle sırdaş her gece, anılarım koklar beni, tek dokunduğumsa şarap kadehi. müslüm baba söyler, herkes güler halime, bense avunurum hayalinle. tek dostumdur o. çok oldu dost bildiklerim beni terk edeli. kapılarımı kapattım gittiğin o gün. şimdi kimseler çalmaz kapımı. yokum ben. öylesine yalnızım, öyle hasretim ki sana… bir çalıversen kapımı. ayıcıklı pijamalarını giyip tekrar, desen ki “sen zeki bir insansın. bu yüzden seni çok seviyorum”. oysa biliyorsun ki ellerimi titreten yıllardır, “ben zeki bir insanım. biliyorum artık ayrılmak istediğini.”. ah şarap kadehi, döndürme başımı. bırak yazayım içimdekileri. o şimdi bir katilin kollarında. benim katilimin… acımasız kolları ve elleri onu sarar şimdi. bu karanlık gece ve alkol kokusu… o bilmez alkolü. canidir, bir aşkın şerefsiz katili… yanlış yazılmamış adının yanındaki, o kurdeleli kağıtta. doğruymuş. oymuş. bir ayyaşın ne işi var o kağıtta. düşünmeliydim. bu dünya katillerin. bir caninin kollarında huzuru buldun sen. benim yıllardır aradığımı… dön artık ne olur. al bu kadeh senin olsun, al işte tek varlığım bu şarap kadehi, hepsi senin olsun. yeter ki gül bir kez ne olur, gül bir kez bana. o, elini tutarken ben uzaktan seyrettim seni. bırak seyredeyim seni. al şarap şisesi senin olsun, dudaklarından damlasın kadehime şarap, içeyim seni, ölene dek, seyredeyim seni…

artık çok geç demek için bile çok geç. yaşamak için de öyle…