Kategori Arşivi Hikaye yazmayı beceremeyen bir insan olarak canavar

Madonna ile Ali’nin bilinmeyen hikayesi

İki yanı sık çam ağaçlarıyla çevrili patikadan tepeye doğru tırmanıyordu Ali. Üç saatten uzun süredir yoldaydı, neredeyse öğle olmalıydı ama dört yanı saran sisten ne güneş görünüyordu ne de gökyüzü. Ayaklarının iyice yorulduğunu hissediyordu artık. Yine de doğanın o kusursuz ve dingin düzeni ona huzur veriyor “Durma, devam et!” diyordu. Bitkiler Ali’yi kendilerinden ayırmıyor gibiydiler. Sanki onu dinliyor, onu izliyorlardı.

Sonraki Sayfa »

İkisi de cennete gitmeyecekse neden öldüler?

O pazar günü kilise en kalabalık günlerinden birini yaşıyordu. Hararetle konuşan papazın sesi kilisenin bakımsız pencerelerinin aralıklarından sızan dağ rüzgarının uğultusunu bastırmaya çalışır gibiydi. Piyer de diğer köylüler gibi can kulağıyla papazı dinliyor ve vaad edilen cennetin güzelliğini hayalinde canlandırıyordu. Büyülenmiş gibiydi herkes. Þarap ve hurilerin çekiciliği Piyer’i bu dünyadan alıp götürmüştü. Ölürse cennetlik olacağını söylüyordu papaz. Cennet bu dünyada sahip olamayacağı her şeydi. Oraya gitmek için tek koşul kafirlere karşı savaşmaktı. Onlara karşı savaşacak ve onları cehenneme gönderecekti. Gözlerini kapattı, serin rüzgarla saçılan çiçek kokuları geldi burnuna. Taze taze bahar çiçekleri… Yumuşak beyaz ellerin dokunuşları sonra… Cennetlik olacaktı Piyer. Huzurla doldu içi. “Kafirler cehennemi boylayacak” dedi Piyer. “Evet boylayacak” dedi. “Hem de hepsi…”

Sonraki Sayfa »

yeni

evrimdeki son sıçramanın üzerinden otuz yıl kadar geçmişti. ortaya çıkan yeni türün üyeleri varlıklarını sesli biçimde dile getirmeseler de fark edilmeye başlamışlardı. insanlara özgü şekilde çoğalmışlar, sayıları artmıştı. ama artan bu sayı çoğalan soruları da beraberinde getiriyordu. insanları bir arada tutan kutsallar yeni tür üzerinde hiçbir etki bırakmıyordu. insanlar inançlarıyla varlıklarını açıklayabildikleri, hayatlarını anlamlandırabildikleri halde yeniler için durum aynı şekilde değildi. amaçsız kaldıkça çoğalmanın anlamsızlığını sezmekteydiler. öyle ki artışları artık durma noktasına gelmişti. insanların kutsallarına karşı ilgisizlikleri ortada hiçbir ortak nokta bırakmıyordu. insanları bir arada tutan din ve milliyet gibi olguların anlamsızlığını fark edebilecek sıçramaya maruz kalmışlardı.
Sonraki Sayfa »

sıradan, cevap ve Sen…

-uyudun mu?

-hayır.

-ne yapıyorsun?

-hiç… kitabımı az önce kapattım uyumak maksadıyla.

-uyuma. bana eşlik etmek istemez misin?

-nasıl?

-istediğin kadar özgür… olduğun kadar güzel… ve kokun kadar baş döndürücü…

-gerçek değilmiş gibi… gerçek gibi değil..

-gerçek dediğin nedir ki? dudaklarının o buruk tadıdır belki. hayali gerçek yapan kokun sanki.

-belki hepsi geçici, geçti bile sanki… herşey gibi…

-herşey gelip geçerken, geçenin ve senin elinden tutmak benim varlığımı göstermez mi? yalnızca seyretmek sıradanlık değil mi? şu an dudaklarını öpmemin hakkım olduğu gibi…

-kime, neye bu sitem? suçlu olduğum için mi tüm enerjimi, umutlarımı tüketiyorum? hak? benim hakkım bu mu? değiştiremiyorsam kabullenmekten başka ne yapabilirim?

-suç? hangi suçun cezası sensizlik? kural koyan bana mı sormuş ki şimdi benden uymamı beklesin? seni koynuma almak için kime hesap vermek gerek?

-yapma n’olur… korkuyorum… birilerinden, birşeylerden öç almaya kalkarsın diye… bunun hesabını kimse tutmaz ama benim hiçbir şeye inancım kalmaz.